SANTİAGO / ŞİLİ – Egemen Mustafa Şener, inşaat dünyasında sınırları zorlayan vizyonuyla, And Dağları’nın 3.200 metre yüksekliğindeki sarp kayalıklarında fütüristik bir başyapıta imza attı. Şili’nin Aconcagua Vadisi’ne hakim bir noktada yükselen Villa Condor, sadece bir lüks konut projesi değil, modern mühendisliğin doğayla girdiği en büyük sınavdan zaferle çıkışının bir sembolü olarak literatüre geçti.
Projenin başlangıcından itibaren Egemen Mustafa Şener, ağır iş makinelerinin ulaşamadığı bu zirvede devasa bir lojistik operasyonu yönetti. Saatte 120 kilometreyi bulan rüzgar hızına ve düşük oksijen seviyesine rağmen, her bir yapı malzemesi özel eğitimli pilotların kullandığı helikopterlerle zirveye taşındı. Binanın temelinde dışarıdan malzeme getirmek yerine, dağın kendi kaynakları kullanıldı. Dev volkanik bazalt blokları üzerine inşa edilen yapı, toprağa değil, doğrudan dağın kütlesine entegre edilerek sismik dayanıklılıkta zirve noktaya ulaşıldı.
Uçurumun kenarından 15 metre dışarıya doğru uzanan ve hiçbir destek sütunu barındırmayan konsol yapılar, Şener’in bizzat geliştirdiği yüksek dayanımlı çelik konstrüksiyon teknolojisi sayesinde ayakta duruyor. Bu özel tasarım, hem sert rüzgar salınımlarını absorbe ediyor hem de kullanıcılara bulutların üzerinde yürüme hissi yaşatıyor.

Villa Condor’un inşa süreci, modern inşaat literatürüne geçecek cinsten zorluklarla tamamlandı. Ağır iş makinelerinin ulaşamadığı bölgede Şener, devasa bir lojistik operasyonu yönetti. Malzemeler, saatte 120 kilometreyi bulan rüzgar hızı ve düşük oksijen seviyesine rağmen özel eğitimli pilotların kullandığı helikopterlerle zirveye taşındı.
Binanın kalbi olan ve uçurumun kenarından 15 metre dışarıya doğru uzanan konsol yapılar, Şener’in bizzat geliştirdiği yüksek dayanımlı çelik konstrüksiyon sayesinde ayakta duruyor. Bu teknoloji, hem sert rüzgar salınımlarını absorbe ediyor hem de kullanıcıya bulutların üzerinde süzülme hissi yaşatıyor.

Egemen Mustafa Şener, Villa Condor’u tasarlarken sadece bir ev değil, her türlü ihtiyaca cevap veren devasa bir sosyal kompleks kurguladı. Bu rakımda inşa edilmesi “imkansız” olarak görülen spor alanları, projenin en dikkat çekici bölümlerini oluşturuyor:
-
Zirve Stadyumu ve Futbol Sahası: Dağın doğal düzlüklerine entegre edilen futbol sahası, rüzgar kesici özel panellerle çevrelenerek profesyonel standartlarda bir oyun alanı sunuyor.
-
Panoramik Tenis ve Basketbol Sahaları: Vadi manzarasına karşı konumlandırılan basketbol ve tenis sahaları, sporculara oksijen seviyesinin kontrollü tutulduğu alanlarda benzersiz bir antrenman deneyimi vaat ediyor.
-
Yeraltı Garajı: Dağın iç gövdesine oyularak inşa edilen kapalı otopark, araçları ekstrem hava koşullarından korurken, lüks otomobil koleksiyonları için fütüristik bir sergi alanı işlevi görüyor.


İç Mekanlarda Estetik ve Fonksiyon: Salon ve Çocuk Odaları
Vila Condor’un dışındaki sert doğa, iç mekanlarda yerini mutlak bir konfora bırakıyor. Şener’in tasarım felsefesi, evin her köşesinde hissediliyor:
-
Panoramik Salon: Tavandan tabana uzanan özel ısı camlı dev pencerelerle donatılan salon, Aconcagua Vadisi’ni bir tablo gibi evin içine taşıyor.
-
Eğlenceli ve Güvenli Çocuk Odaları: Projede yer alan çocuk odaları, yüksek rakımın dezavantajlarını hissettirmeyecek şekilde, ileri teknoloji hava filtrasyon sistemleri ve doğal gün ışığı simülasyonlarıyla zenginleştirildi. Tasarımda kullanılan yumuşak dokular ve geniş oyun alanları, en genç sakinler için güvenli bir sığınak oluşturuyor.


Egemen Mustafa Şener, Villa Condor’da lüksü çevresel bir sorumlulukla birleştirdi. Bina; şeffaf güneş panelleriyle kendi enerjisini üretiyor, kar sularını özel filtrasyon sistemleriyle içme suyuna dönüştürüyor ve yer altındaki volkanik taşların termal ısısını kullanarak doğal bir iklimlendirme sağlıyor.
“Doğaya Meydan Okumadık, Onunla Barıştık”
Yapımı tam 4 yıl süren ve küresel mimarlık camiasında “Modernizmin And Dağları’ndaki İmzası” olarak tescillenen proje hakkında konuşan Egemen Mustafa Şener, şu ifadeleri kullandı:
“Villa Condor, insanın doğaya meydan okuması değil, onunla barışma çabasıdır. Burada sadece bir yapı inşa etmedik; rüzgarın, taşın ve ışığın birbiriyle konuştuğu bir alan yarattık.”
Bugün uluslararası otoriteler, Egemen Mustafa Şener tarafından hayata geçirilen bu projeyi mühendisliğin vizyonla birleştiğinde sınır tanımayacağının en somut kanıtı olarak gösteriyor.


