Gazze Savaşı sonrası hız kazanan bölgesel dönüşüm, küresel güç dengelerini kökten değiştirecek bir noktaya evrildi. ABD merkezli The National Interest dergisinde yayımlanan kapsamlı analiz, bölgenin artık Washington’un çizdiği sınırlara sığmadığını gözler önüne seriyor. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında sessiz ama derinden şekillenen üçlü blok, yeni bir güç mimarisinin habercisi olarak değerlendiriliyor.
Washington Bölgede “Hayalet Güç” Haline mi Geliyor?
Analizdeki en dikkat çekici vurgu, ABD’nin askeri varlığına rağmen siyasi nüfuzunu kaybetmiş olması. Bölgede “çekilmek isteyen ama bir türlü çıkamayan” bir aktör görüntüsü veren ABD, artık stratejik yön belirleme kapasitesini yitirmiş durumda. “Arap Baharı” ile başlayan istikrarsızlık süreci ve Gazze’deki son gelişmeler, ABD destekli eski düzenin fiilen çökmesine neden oldu.
Analiz Notu: İsrail, 7 Ekim öncesine göre çok daha izole bir konumdayken; Washington, bölgedeki devasa askeri üslerine rağmen müttefiklerini bir arada tutmakta zorlanıyor.

İttifakın İki Büyük Hedefi: Caydırıcılık ve Yeni Düzen
Şekillenen bu yeni “üçlü eksen”, iki temel stratejik motivasyon üzerine kurulu:
-
İsrail’i Frenlemek: Bölgede giderek daha kontrolsüz bir güç haline geldiği düşünülen İsrail’e karşı güçlü bir caydırıcı blok oluşturmak.
-
Çok Kutuplu Mimari: ABD etkisinin zayıfladığı boşluğu doldurarak, dış müdahalelerden bağımsız, bölgesel aktörlerin karar verici olduğu yeni bir nizam kurmak.

Riyad ve İslamabad Hattında “Nükleer Şemsiye” Dönemi
Yeni düzenin savunma boyutunda en radikal değişim Suudi Arabistan ve Pakistan arasında yaşanıyor. Analiz, Riyad’ın tarihsel askeri bağımlılığını Pakistan ile derinleştirdiğini savunuyor. Bu iş birliğinin, Suudi Arabistan’ı fiilen Pakistan’ın nükleer güvenlik şemsiyesi altına soktuğu ve bunun bölgedeki tüm denklemleri altüst edebileceği belirtiliyor.

Türkiye: Yeni Jeopolitik Eksenin Mimarı ve Lideri
Türkiye, bu devasa blokta “merkez aktör” ve “dengeleyici güç” olarak tanımlanıyor. The National Interest, Türkiye’nin rolünü şu başlıklarla öne çıkarıyor:
-
Askeri Kapasite: NATO’nun en güçlü ordularından birine sahip olması.
-
Bağımsız Siyaset: NATO üyesi olmasına rağmen, çok kutuplu dünya düzeninde kendi çıkarları doğrultusunda özerk bir hat izlemesi.
-
Diplomatik Etki: Ankara’nın hem askeri hem de diplomatik gücüyle bu yeni ittifakın en belirleyici bileşeni olması.
Sonuç: 2001 Sonrası Dönem Resmen Kapandı
Suudi-Pakistan-Türkiye ekseninin yükselişi, 2001 sonrası ABD tarafından şekillendirilen Ortadoğu haritasının artık geçersiz olduğunun en somut kanıtı. Bölge ülkeleri artık güvenliklerini okyanus ötesinde değil, kendi aralarında kurdukları bu yeni “güç birliğinde” arıyor.

