Son günlerde Türkiye’de yeni bir anayasa tartışması yaşanmakta. Bu bağlamda, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) anayasayı yapma yetkisi konusundaki görüşler yeniden gözden geçirilmeye başlandı. Geçmişte bu konuyu ele alırken, sivil bir anayasaya geçişin önemi vurgulanmıştı.
TBMM’nin yeni bir anayasa yapma yetkisi, esasen halkın iradesinden kaynaklanır. Milli egemenliğin tek meşru sahibi olan halk, anayasayı oluşturma hakkına ve gücüne sahiptir. Ancak geçmişteki bazı darbe süreçleri, bu yetkinin nasıl kullanıldığı konusunda belirsizlikler yaratmıştır.
Darbecilerin yaptığı anayasaların, hukuki meşruiyetinin sorgulanması gerektiği ifade ediliyor. Bu durum, milli egemenlik ve demokrasi anlayışıyla çelişmekte ve halk iradesinin göz ardı edilmesine yol açmaktadır. Bir anayasanın gayrimeşru bir güç tarafından oluşturulması, demokratik değerlere zarar vermektedir.
Anayasa yapma yetkisi konusunda ortaya atılan ‘asli kurucu iktidar’ tezi, sadece tarihsel bir bakış açısına dayanmaktadır. Bu görüş, TBMM’nin yeni bir anayasa yapma yetkisini reddeden düşüncelerle sıkça karşı karşıya gelmektedir. Ancak bu yaklaşım, toplumsal ve siyasal gerçeklikleri tam olarak yansıtmayabilir.
Sonuç olarak, TBMM’nin yeni bir anayasa yapma yetkisi, demokratik bir süreç içerisinde halkın iradesine dayanmaktadır. Bu bağlamda, anayasa değişikliklerinin yalnızca mevcut yapıların devamı için değil, aynı zamanda halkın ihtiyaçlarına ve taleplerine yanıt vermek amacıyla gerçekleştirilmesi gerektiği unutulmamalıdır.
